top of page

Eylül'den Eylül'e

  • ekinbasbuga
  • 17 saat önce
  • 2 dakikada okunur


En son yazımın üzerinden neredeyse 1 yıl geçmiş, bloğu kapatmayı düşünmedim desem yalan olur. Başta bir dursun dedim CV'den atmaya kıyamadığımız ama artık hiç ilgimiz kalmayan hobilerimiz gibi, sonra o kadar önemsizleşti ki kapatmakla uğraşmak istemedim. Derken çevremde benim yazı yazmayı ne kadar sevdiğimi bilmediği halde yazmıyorsun artık diyen birkaç kişi oldu. Dünya zaten böyle insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor da neyse, bir ışık yaktı iyi geldi, teşekkür ederim.


İnsan kendini bir şeyleri yapmaya zorlamamalı gibi geliyor bu türden konular için. Yani zaten belli bir noktaya gelince o şey her neyse dışarı akıyor. Sürekli sevmediğin işe gidip ne zaman bırakacağım demek gibi. Cevap: gidemeyecek hale gelince. Bu düşünceleri ne zamana kadar içime atacağım demek gibi. Cevap: atamayacak hale gelince. Yazı yazsam keşke demek de tamamen böyle bence içeriden dürtüsel bir şekilde yazamamak bir opsiyon olmaktan çıktığında yazıyorsun. Bunun bir de küs kalınan arkadaş, aşk, ayrılık gibi versiyonlarının mevcut olduğunu kanaatindeyim.


Yüksek lisans derslerim bitti. Orası adeta oksijene sahip olabildiğim bir yermiş. Şu an güncel hayatımızda asla yapmayacağımız şekilde bir masa etrafında oturup bir konu üzerinde kendi fikirlerimizle konuşabilmek bana çok iyi geliyordu. Bu kadar basit bir şeyin bu kadar bulunmaz olması da garip elbette. Şimdi tez yazmam gerekiyor, bakalım altından kalkabilecek miyim.


27 yaş düşündüğümden sert başladı benim kötü çağrımlarımın da etkisi olabilir elbette. Düşündüğümden daha fazla kendimi ve bu yaşa kadar yaptıklarımı sorgular haldeyim. Kimlik savaşım devam ediyor. Bu bitiyor mu başka yaşlardan bildirirseniz sevinirim. İnsanın bir noktada "olduğum halimden, seçimlerimden çok memnunum, kendime hiç ihanet etmedim" demesi mümkün mü? Son zamanlarda sürekli geçmiş Ekin'lere hesap verir haldeyim. Sanki onlara olan borçlarımı bir türlü kapatamıyorum.


Yine ilk kez dünyanın diğer yerlerindeki hayatları çok merak ediyorum. Keşke mutlulukla ve ömrümden çok gitmeden (pazarlık yapıyorum evrenle dikkatinizi çektiyse) başka başka yerlerde başka hayatları deneyebilme imkanım olsa. Zamanın kıymetini ve hızını biraz fark ettim. O göz açıp kapayıncaya kadarlı cümleler hakikatli hissettirmeye başladı.


Bazen kuzenlerimle bomboş şeylere anormal şekilde gözümden yaş gelerek gülüyorum. Annem, babam ve Erdem'le de oluyor bu. Bazı arkadaşlarımla da elbette özellikle aynı dertleri paylaştığım. O zaman hayat çok hafifliyor. Bir dil sürçmesine dakikalarca gülüyorum. En son, şu an doktora yapan kuzenim hararetli bir şekilde tartışırken " ben ortaokuldayken" diyeceği yerde "ben orta okul mezunuyum" diye bağırdı diye karnıma ağrı girmişti mesela. Komik şeyleri yazmak da cidden ayrı bir keyif. Komik şeyler yazmak diyince, Deniz Göktaş'a mektup yazdım tabii ki. Okumuştur diye düşünüyorum neden okumasın. Bence eğlenceli bir mektup oldu bu sayede hayatımda ilk kez cezaevine mektup göndermiş oldum. Ekrem İmamoğlu kusura bakmasın, gerçi ayağım alıştı ona da yazarım artık.


Durumlar böyle, ısınma yazısı oldu. Bloğumu özlemişim.

Sık sık ve yine görüşmek temennisiyle..


Çok sevgiler,



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Ankara

Geçen haftadan beri Ankara’daydım. Annemle Behzat Ç’nin son sezonunu izledik. Denk geldi orada izlemek. Son sezonu birlikte bi linç etsek...

 
 
 

1 Yorum


taleofwinter
15 saat önce

Öncelikle severek okuyoruz efenim iyi ki geri geldin <3


Yazıya geri dönüş hakkında ne kadar doğru söylemişsin. Bazen tozlu raflara kaldırdığımızı sandığımız bir özelliğimiz tam yokluğuna alışacak gibi olduğumuzda kaldırıldığı yerden çıkıp gelebiliyor. Bizleri özellillerini tek tek yitiren sıkıcı insanlar olmaktan kurtarıyor belki de.


İyi ki de oluyor bu. Yıllar boyunca kendimiz hakkında içten içe en gurur duyduğumuz, hoşnut olduğumuz yönlerimize verilen aralar uzadıkça insanın kendine yabancılaşması hiç felsefik serzenişten öte gayet kanlı canlı gerçek bir sorunmuş meğer.


O verilen aralarda geçen boş zamanlar insana yaş almanın tam olarak ne anlama geldiğini de sorgulatıyor. Seni sen yapan şeylerden uzak geçirdiğin zaman alınan yaştan sayılmalı mı? Eğer insan kendini tanımlamakta kullandığı değerlerden soyutlanmışsa, bu değerlerden uzak geçen zamanı kendisi mi geçirmiştir…


Beğen
bottom of page