Uykusuz Kış, Yayla, Deniz Göktaş
Karsız ama soğuk, kasvetsiz ama hafiften de neşesiz bir günden merhaba!
Bu günlerde çorapları taytımın üstüne çekip pofidik terliklerle takılmaya bayılırım. Sabah uyanır uyanmaz "Uykusuz Kış" çıktı diye haldır huldur markete koşmam gerekiyordu. Hemen saçımı tarayıp güneş kremi sürdüm. Hiç de sevmem Allah kahretsin tüm güneş kremlerini, öyle yok güneş ışıklarından korunayım, yok sağlık yok gençlik falan gibi bir niyetle de sürmüyorum aslında. Sadece üstümde çok baskı var anladınız mı. 24 yaşında bir kadınsanız ve güneş kremi sürmeden evden çıkıyorsanız hayat çok zor. Bana bu sosyal medyadan dalga geçecek çok malzeme çıkıyor ne yalan söyleyeyim. Hayatımı öyle garip etkilemiş ki yani sabah markete giderken sayıp söverek güneş kremi sürmeme yol açmış. Sürme be ablacım mesela sen de yapmayıver, kırışsın yüzün leke falan olsun öleceksin be canımın içi zaten. Neyse. Yürürken gece izlediğim filmle ilgili başını şişireyim diye babamı da yanıma aldım. Önce yol üzerinde Misbaşak'ın çakmasını yaptıkları ve uzun bir süre hepimizin Misbaşak zannettiği Misburçak'a uğradık. Yani neden buna ihtiyaç duydunuz anlamadım sevgili Misburçak. Biraz canımı sıktı çünkü kandırılmak. Neyse aldık gerekenleri. Bugün kahve keyfi yaparken kurabiye yemek istiyordum ve geçen hafta benim yaptıklarım o kadar kötü oldu ki, o kadar kötü olabilirdi! Dedim rezilliğe gerek yok bu Pazar. Çağdaş'a geldik. Çağdaş Ankaralılar için çok güzide bir markettir. Severiz, sayarız. Özellikle Tunalı şubesinin kalbimdeki yeri ayrı. Düşünsenize kalbime girip bakıyosun; insanlar, kedim, müzikler şu bu, sonra çevresi çitlerle çevrili bir Çağdaş Tunalı şubesi...
Markete gelince koşa koşa Uykusuz'uma kavuştum. Tadımlık böyle. Deniz Göktaş'ın yazısını merak ediyorum özellikle. Yarın onun gösterisine gideceğiz. Deniz'le bir bağ kurdum çoğumuz gibi. Düşünüyorum yeni nesil stand up yapan birçok kişiyi takip ettim. Salih Tıraş'ı ve Baturay Özdemir'i izleme fırsatı da buldum. Peki sevgili Deniz'i (askerlik arkadaşım çünkü) ne ayırıyor? Neden onun canı gönülden çok başarılı olmasını istiyorum? Çok cevabım var. Şekilci değil, bir şeyler anlatma derdi var, ülkesini çok seviyor. Yetmek, üretmek, arkadaşlık gibi kelimeleri kullanıyor ve belli ki böyle yaşıyor. Fatih Altaylı'nın programına konuk olmuş, dün izledim. Sevgilisinin bir palyaço olduğunu, deprem bölgesinde çocuklarla beraber olduğunu anlatmış. Kendisi burada bilet satarak çalıştığı için sevgilisinin yaptığı işe hayranlık duyuyor. Allah'ım böyle insanlar iyi ki varlar. Ben bir şarkı dinliyorsam, bir film izliyorsam veya bir gösteriye gideceksem, öncesinde sonrasında çok araştırma yapıyorum. O şeyle ilgili külliyatım oluşuyor. Denizle' ilgili de çok şey okudum ve izledim. Bu nedenle kendisine asıl hayran olduğum program garip bir şekilde Melikşah Altuntaş'ın programında söyledikleri olabilir. Hayatının şarkısının "Fikret Kızılok - Ama Babacığım" olması beni bi vurdu. Kısacası Deniz Göktaş'a ayıracak vaktim var!
Aldıklarımızı poşetlere yerleştirirken kasa önünde Yayla markasının ürünlerini gördük. Babam bir şeyler sordu. Ben de hemen atlayıp "hatırladın mı Yayla'nın reklamını yapmıştım" dedim. 'Doğru sen bunların reklam şarkısını söylemiştin" dedi. "Aaa onu demiyorum, gazetede halka arz haberlerini yazmıştım, CEO'larıyla falan görüşmüştüm" dedim. Kasiyer de bakıyor çattık şizofren galiba diye. Derken yol boyu bu konuya güldük. 7-8 yaşlarında babamın müzisyen çevresinden ötürü çocuk sesi gerektiği için reklam şarkılarını söyleyip 15 yıl sonra da gidip onların halka arzını yazmak falan. Yayladan asla kopamıyormuşum gibi. Peşinizi bırakmadım oğlum, bekleyin ben yine bir bahane bulurum. Yayla çünkü adı da başka tadı da. Merak eden sevgili okuyucularım bana ulaşsın, Yayla reklam şarkımı sizlerle paylaşayım.
Herkese sıcacık, müzikli, bol okumalı, gülmeli pazarlar diliyorum!


Yorumlar